KÖTÜLÜĞE ENGEL OLABİLMENİN YOLU İYİLİKTİ | الحسنة تدرأ السيئة

Aziz Müminler!

Vâbisa, yeni Müslüman olmuş bir sahâbîydi. Vâbisa, İslam’ın rahmet yüklü mesajlarını

henüz tam olarak kavrayamadığından Peygamber Efendimiz (s.a.s)’e sorular sormak

istiyordu. Bunlardan birisi de neyin iyi neyin kötü olduğu hususuydu. Sorularını sormak

üzere Resûlullah’ın yanına gitti Vâbisa. ‘Yanı başında olmaktan en çok mutluluk

duyacağım insan’ dediği Resûl-i Ekrem’e yaklaştı. Onun gelişini fark eden Rahmet Elçisi,

“Yaklaş Vâbisa! Yaklaş!” buyurdu ve onu dinledikten sonra sorusunu şu şekilde cevapladı:

“Vâbisa! İyilik ve kötülük konusunda kalbine, vicdanına danış! Zira iyilik, kendisiyle

gönlünün huzur bulduğu ve vicdanını rahatlatandır. Kötülük ise, insanlar onaylasalar bile

gönlünü huzursuz eden ve vicdanına endişe verendir.”[1]

أيُّها المُؤْمِنونَ الأعِزَّاءُ!

كانَ وابِصَةُ صَحابِيّاً حَديثَ العَهْدِ بِالإسْلامِ. وَكانَ يَرْغَبُ في أَنْ

يُوَجِّهَ أَسْئِلَةً لِرَسُولِنا الكَريمِ لِأَنَّهُ لَمْ يَكُنْ

بَعْدُ يُدْرِكُ تَمَاماً رَسائِلَ الإسْلامِ المُحَمَّلَةِ بِالرَّحْمَةِ. فَكانَتْ ماهِيَةُ البِرِّ والإثْمِ إحْدَى الأُمورِ التي تَشْغُلُ

بَالَهُ فَتَوَجَّهَ إلى رَسولِ اللهِ صلى الله عليه وسلم، وَدَنا مِنْ الرَّسولِ الكَريمِ وَهُوَ يَقولُ: ‘إِنَّهُ مِنْ أَحَبِّ

النَّاسِ إِلَيَّ أَنْ أَدْنُوَ مِنْهُ’. وَعِنْدَما رَآهُ رَسولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم قالَ: “اقْتَرِبْ يا وابِصَةُ، اقْتَرِبْ“،

واسْتَمَعَ إلَيْهِ ثُمَّ أجابَ عن سُؤَالِهِ كَالتّالي: “الْبِرُّ مَا اطْمَأَنَّ إلَيْهِ القَلْبُ واطْمَأَنَّتْ إِلَيْهِ النَّفْسُ وَالْإِثْمُ مَا

حَاكَ فِي القَلْبِ وَتَرَدَّدَ فِي الصَّدْرِ وَإِنْ أَفْتَاكَ النَّاسُ”[1].

 

Aziz Kardeşlerim!

İyilik varlıktır, kötülük yokluktur. İyilik huzurdur. Kötülük zulmettir, karanlıktır. İyilik

Rabbimizin rızasını talep etmektir. Kötülük ise O’nun gazabına adım adım yol almaktır.

İyilik akl-ı selime, kalb-i selime, tab-ı selime, yani insanın yaratılmışların en şereflisi

olma vasfına uygun güzelliklerdir. Kötülük ise insanı alçaltan, onu hem Allah katında

hem de insanlar nezdinde değersizleştiren çirkinliklerdir. İyilik Yüce Rabbimizin, insanın

fıtratına yerleştirdiği yüce bir haslettir. Kötülük ise insanın kalbine sonradan bulaşan

siyah bir lekedir. İyilik tertemiz fıtratın sahibi Yüce Allah’a sadakattir. Kötülük ise bu

sadakati yitirmektir. İyilik, yeryüzünden şerri, kötülüğü silecek olan en büyük güçtür.

Kötülüğün kaderi ise iyilik karşısında her zaman hüsrandır, mağlubiyettir.

إخْواني الأكارِمُ!

الحَسَنَةُ ثَراءٌ وَطُمَأْنينَةٌ والسَّيِّئَةُ فَقْرٌ وظُلُماتٌ. الحَسَنَةُ تَعْني العَمَلَ لِنَيْلِ رِضا اللهِ تَعالى، وَالسَّيِّئَةُ

تَعْني السَّيْرَ نَحْوَ عَذابِهِ خُطْوَةً خُطْوَةً. والحَسَنَةُ هي المَحاسِنُ التي تُناسِبُ العَقْلَ السَّليمَ والقَلْبَ

السَّليمَ والطَّبْعَ السَّليمَ، والمَحاسِنُ هِيَ التي تُناسِبُ الإنْسانَ الَّذي يَحْظَى بِأَنْ يوصَفَ بِأَشْرَفِ

مَخْلوقاتِ الأرْضِ. أمّا السَّيِّئَةُ فَهِيَ القَبائِحُ التي تُذِلُّ الإنْسانَ وتَحُطُّ مِنْ قيمَتِهِ واعْتِبارِهِ عِنْدَ اللهِ وعِنْدَ

النّاسِ. والحَسَنَةُ خَصْلَةٌ نَبيلَةٌ أوْدَعَها اللهُ في فِطْرَةِ الإنْسانِ، وَالسَّيِّئَةَ بُقْعَةٌ سَودَاءٌ يَتَلَطَّخُ بِها قَلْبُ

الإنْسانِ. الحَسَنَةُ هيَ وَفاءٌ للهِ تَعالى مالِكِ الفِطْرَةِ السَّليمَةِ، أمّا السَّيِّئَةُ فَهِيَ فُقْدانُ هذا الوَفاءِ.

والحَسَنَةُ هيَ القُوَّةُ الكُبْرى القادِرَةُ على مَحْوِ السَّيِّئَةِ مِنْ وَجْهِ الأرْضِ، أمّا السّيِّئَةُ فَمَصيرُها الخُسْرانُ

أمامَ الحَسَنَةِ.

Kardeşlerim!

Yüce Kitabımız, iyiliğin ne olduğundan önce, ne olmadığını anlatır bizlere.

لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ yani “İyilik yönünüzü Doğuya ve Batıya

yöneltmeniz değildir.” buyurur. İbadetlerin sadece şekle indirgenmesini ve dindarlığın

bir gösterişe dönüştürülmesini iyilik cümlesinden kabul etmez.

Kur’an-ı Kerim, gerçek iyiliği bizlere şöyle tanıtır: Asıl iyilik, مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ

وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ yani bizleri her türlü kötülüğün egemenliğinden kurtaran

Rabbimize imandır. Âhiret gününü, melekleri, Allah’ın Kitabını ve peygamberlerini tasdik

etmektir.

وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي الرِّقَابِۚ

Asıl iyilik, çok sevdiğimiz mal ve servetimizi fakirlerle, yoksullarla, yetimlerle

paylaşmaktır. İnsanı her türlü esaretten kurtarmaktır. Asıl iyilik, وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى الزَّكٰوةَۚ

 namazın müdavimi olmaktır. Zekâtı gönül rızasıyla vermektir. Asıl iyilik, وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ

ahde vefadır, emanete riayettir.[2] Asıl iyilik, وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ darlıkta ve

zorlukta sırf Allah rızasını umarak sabretmektir.

Asıl iyilik, وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ yani kötülüğü iyilikle savabilmektir, iyilikle yok

edebilmektir.[3] Zira Mümin, hayatını iyiliğe adayan ve iyiliklerle anlamlandıran kişidir.

Müslüman, eliyle, diliyle, kalbiyle, bütün varlığıyla kötülüğün her türlüsünün karşısında

dimdik durabilen kimsedir.

إخْواني!

قَبْلَ أنْ يُخْبِرَنا اللهُ تَعالى عَنِ البِرِّ يُخْبِرُنا عَنْ ما لا يَكونُ بِرّاً. فَيَقولُ رَبُّنا جَلَّ وعَلا في كِتابِهِ العَزيزِ: لَيْسَ

الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ“. وهَذِهِ تَعْني أنَّ اللهَ تَعالى لا يَقْبَلُ العِباداتِ الشَّكْلِيَّةَ

والتَّدَيُّنَ الاسْتِعْراضِيَّ والتَّظاهُرِيَّ مِنْ جُمْلَةِ البِرِّ والإحْسانِ. ثُمَّ يُخْبِرُنا اللهُ تعالى في كِتابِهِ الكَريمِ عَنْ

البِرِّ الحَقيقِيِّ فَيَقولُ: “مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَالْمَلٰٓئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّ۪نَۚ“. وهَذِهِ تَعْني أَنَّ البِرَّ هو

الإيمانُ بِاللهِ الذي يُنْجِينا مِنَ الوُقوعِ في السَّيِّئاتِ، والإيمانُ بِاليَوْمِ الآخَرِ ومَلائِكَتِهِ وكِتابِهِ وأَنْبِيَائِهِ.

والبِرُّ الحَقيقِيُّ هو أنْ نُنْفِقَ ما نُحِبُّهُ مِنَ الأمْوالِ والثَّرَواتِ على الفُقَراءِ والمَساكينِ واليَتامى كَما يَقولُ

اللهُ سُبْحانَه: “وَاٰتَى الْمَالَ عَلٰى حُبِّه۪ ذَوِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاك۪ينَ وَابْنَ السَّب۪يلِ وَالسَّٓائِل۪ينَ وَفِي

الرِّقَابِۚ“. البِرُّ الحَقيقِيُّ هو أنْ نُحافِظَ على الصَّلَواتِ ونَدْفَعَ الزَّكاةَ حُبَّاً وطَوْعَاً “وَاَقَامَ الصَّلٰوةَ وَاٰتَى

الزَّكٰوةَ“، وأَنْ نوفي بِعُهودِنا فَيَقولُ اللهُ سُبْحانَه: “وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِم[2]. البِرُّ الحَقيقِيُّ يَعْني الصَّبْرَ

في السَّرَّاءِ والضَّرّاءِ ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللهِ تَعالى “وَالَّذ۪ينَ صَبَرُوا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ“.

البِرُّ الحَقيقِيُّ يَعْني دَفْعَ السَّيِّئَةِ بِالحَسَنَةِ كَما يَقولُ اللهُ: “وَيَدْرَؤُ۫نَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ[3]. فَالمُؤْمِنُ هو

الذي يَنْذِرُ حَياتَهُ مِنْ أَجْلِ البِرِّ والإحْسانِ ويُضْفي عَلَيْها مَعْنَىً بِالبِرِّ والحَسَنَةِ. والمُسْلِمُ هو الشَّخْصُ

الذي يَقِفُ شامِخاً في وَجْهِ السَّيِّئَاتِ والمُنْكَرَاتِ بَيَدِهِ ولِسانِهِ وقَلْبِهِ وَوُجودِهِ كُلِّهِ.

Aziz Kardeşlerim!

Üzülerek belirtmek gerekir ki; günümüzde iyilik, insanlığın gündeminde kötülük kadar

yer almıyor. Her geçen gün, dünyamızı kötülükler kuşatıyor. İnsanoğlu; heva ve

hevesleri, hırs ve ihtirasları uğruna vicdan, adalet, hakkaniyet ve merhametini hızla

kaybediyor. Kendisinden başkasına iyiliği dokunmayan bir varlık haline dönüşüyor. Asıl

iyiliğin başkalarına yapılan iyilik olduğunu unutuyor.

إخْواني الأعِزّاءُ!

يُؤْسِفُني أنْ أقولَ إِنَّ النّاسَ لا يَنْشَغِلونَ اليَوْمَ بِالحَسَنَةِ بمِقْدارِ انْشِغالِهِمْ بِالسَّيِّئَةِ. فَتُحيطُ السَّيِّئاتُ

بِعالَمِنا مَعَ كُلِّ يَوْمٍ يَمْضي. ويَفْقُدُ الإنسانُ الوِجْدانَ والعَدَالَةَ والحَقَّ والرَّحْمَةَ بِسُرْعَةٍ في سَبيلِ

أهْوائِهِ وأطْماعِهِ. وَيَتَحَوَّلُ إلى كائِنٍ لا يَفْعَلُ البِرَّ إلّا لِنَفْسِهِ. وَيَنْسَى أَنَّ البِرَّ الحَقيقِيَّ هو البِرُّ الذي

نَفْعَلُهُ مِنْ أجْلِ الآخَرينَ. 

Kardeşlerim!

Böylesi bir dünyada iyiliği hâkim kılmak, kötülüğe engel olmak idealine sahip biz

müminlere çok önemli vazifeler düşüyor. Durum ve şartlar ne olursa olsun bizler, bu

dünyada hala iyi insanların olduğu inancını yaşatmalıyız. Kötülüğün iyiliği mağlup

etmesine asla göz yummamalıyız. Unutmamalıyız ki; dünya ve ahiret mutluluğu, iyiliğe

hizmet etmekten, kötülüğe set çekmekten geçer.

إخواني!

تَقَعُ على عاتِقِنا نَحْنُ المؤمِنونَ مَسْؤولِيّاتٌ هامَّةٌ جِدّاً في هَذا العالَمِ حَتّى يَسودَ البِرُّ والإحْسانُ

وتَنْجَلِيَ الشُّرورُ والسَّيِّئاتُ. فَيَنْبَغي عَلَيْنا أنْ نُحْيِيَ إيمانَنا بِأنَّ هَذِهِ الدُّنْيا لا تَخْلو مِنَ النَّاسِ الصَّالِحينَ

الطَيِّبينَ مَهْما ساءَت الظُّروفُ والشُّروطُ. عَلَيْنا أنْ لا نَسْمَحَ أبَدَاً بِأَنْ يَتَغَلَّبَ الشَّرُّ على الخَيْرِ. وعَلَيْنا أنْ

لا نَنْسَى أنَّ السَّعادَةَ في الدُّنْيا والآخِرَةِ تَمُرُّ مِنْ خِدْمَةِ البِرِّ والإحْسانِ ومُجابَهَةِ الشَّرِّ والسُّوءِ. 

Kardeşlerim!

İyiliğin yolcuları olarak bu mübarek vakitte Rabbimize el açıyor ve şöyle niyazda

bulunuyoruz: Yâ Rabbi! Coğrafyamızı ve insanlığı kuşatan bütün kötülükleri ortadan

kaldırabilmeyi bizlere nasip eyle! İyiliklerin hâkim olduğu bir dünyayı hep birlikte imar

edebilmek için bizlere yardım eyle! Gelecek nesillerimize daha güzel, daha yaşanabilir bir

yeryüzü bırakabilmeyi bizlere lütfeyle!

إخواني!

في هَذِهِ السَّاعَةِ المُسْتَجابَةِ المُبارَكَةِ نَفْتَحُ أَيْديَنا ونَتَضَرَّعُ إلى اللهِ تَعالى: اللَّهُمَّ اجْعَلْنا نُزيلُ جَميعَ

الشُّرورِ والآثامِ التي تُحيطُ بِجُغْرَافِيَّتِنا والإنْسانِيَّةِ! اللَّهُمَّ أعِنّا على إعْمارِ الأرْضِ حتى يَسودَ فيها البِرُّ

والإحْسانُ والخَيْرُ! اللَّهُمَّ أَكْرِمَنا حَتّى نَتْرُكَ لِلأجْيالِ القادِمَةِ عالَماً أَفْضَلَ وأَجْمَلَ!

[1] İbn Hanbel, IV, 227; Dârimî, Büyu’, 2.

[2] Bakara, 2/177.

[3] Bkz. Hûd, 11/114; Ra’d, 13/22.

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

[1] ابن حنبل، 4، 227. الدارمي، البيوع، 2.

[2]  البقرة، 2/ 177.

[3] هود، 11/ 114. الرعد، 13/ 22.

الإعداد: المديرية العامة للخدمات الدينية

الولاية: عموم الولايات

التاريخ: 10. 03. 2017

المصدر : 1 2